GERÇEKLER ASLÂ MASAL ANLATMAZ

GERÇEKLER ASLÂ MASAL ANLATMAZ

Bazılarına göre gerçekler acıdır ve ziyadesiyle de acıtır !…
Fakat biz gibiler için ise baldan bile tatlıdır.
Çünkü gerçekler aslâ masal anlatmaz…
Yaşanılmış olanı, yaşananı ve yaşanılacak olanı anlatır.
Yani haddini mümkün değil aşmaz.

Ağızlara pelesenk ettikleri, en haz etmediğim cümlelerin arasında yer alan bir deyim vardır. “İbadetin gizlisi makbuldür” diye… Bu aslında içi boş olan ve haset kokan sinsi cümleye, fevkalâde oluyorum irite.
Tamamı ile kendi ibadet edemeyip, ibadet eden kimselerin varlığından rahatsızlık duyan zihniyetlerin, islâmiyette aslâ yeri olmayan uydurma sözüdür bu.
Ameller niyetlere bağlıdır elbette…Ve niyetin her ne ise, eline geçen de odur sadece.

Ameller; yalnızca kibrin ve riyanın önüne geçmek için söylenmez !
Bilâkis farz ibadetleri aşikâre olmalıdır ki, tebliğ görevi yerine getirilebilmiş olsun.

Bunu yaparken sivri olmadan en duyarlı ve yumuşak yanınızla yapmalısınız ki…
hem hadislere uymalısınız, hem de yüreklerin en hassas noktasına dokunmalısınız !
Tıpkı Peygamber Efendimiz’in bildirdiği gibi…”Kolaylaştırın, zorlaştırmayın… Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”

Nafile ibadetlerimizi kibre, riyaya düşmemek ve sevabından eksiltmemek adına gizli yapmalıyız…
Farz ibadetlere gelince ise sorarım size, meselâ cemaatle kılınması daha evlâ olan bir namazı, ne kadar gizli kılabiliriz?
Kılmayanları rahatsız etmeyecek kadar mı?

Bırakın suçlu ve eksik hissetmeyi de azıcık saygı duyun, yapabilenlere kulp takmak yerine.
Belki bu sayede biraz daha makul karşılanırsınız mutlak gideceğimiz o öte yerlerde.
İnkâr şirktir ve alevi en şiddetli olan cehenneme götürür…
Yapamasanız dahi kabul etmeniz ise umulur ki sizleri çok daha iyi bir insana dönüştürür.

Şunu da unutmayalım ki, edepli edebini saklamaz… Edepsiz edepsizliğini saklayacak…
Neden güzel olan bir şey saklanacakmış ki?
Bazıları sokaklarda neredeyse çırılçıplak gezip, bedenlerinden dahi hür ve çıplak olan çarpık fikirleriyle, rahat rahat dolaşsın…Caddeleri, sokakları, bağları, bahçeleri adeta yatak odası kadar rahat kullansın… Çalsın, çırpsın, vursun, darp ve gasp etsin, adam öldürsün, her türlü günahını ulu orta işlesin, kendi halinde, dininin gereğini yüce aşkına karşı yerine getirmeye çalışan kardeşimiz ise bu en erdemli davranışını korkaklar gibi gizlenerek ifa etsin….

Yok öyle bir dünya !… Olmayacak da !…
Beceremediğin, dönüşemediğin ya da sana nasip olmayan kişilikten korkup, onu taşlayacağına, saygılı davranmayı ve hoş görülü olmayı öğreneceksin.
Ve ancak o zaman ortada insanım diye gezinebileceksin.

Herkes bıçaktan dahi keskin ve yaralayıcı olan sözlerini bir kenara bırakmalı, ruhunun tüm sivriliklerini iyice törpülemeli ve görmek istediği saygıyı önce karşı tarafa gösterebilmeli.
Şu hadisi de aslâ unutmamalı… “Kim dünyada günahını gizlerse, ALLAHU TEALÂ’da o günahı kıyamette herkesten gizler…Setr eyler.”
Tabii halis bir pişmanlığın var ise şayet bünyende…

Günahını ortaya çıkarmak, işlemekten de günahtır!…
Çünkü başkalarına cesaret verip kötü örnek olmak, aslında hiçbir zaman tam olamamaktır !

Yinelemekte fayda var… Gerçekler aslâ masal anlatmaz!…
Herkes önce karşı tarafa saygılı olabilmeyi öğrenecek ki, göstermiş olduğu o saygı, dönüp dolaşıp kendini de bulabilsin…

Insanoğlu çuvaldızı da iğneyi de yalnızca kendine batırabilsin.

Filiz Aris.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*