AŞK’I ŞAHANE, YİNE GÖSTERİMDE.

AŞK’I ŞAHANE, YİNE GÖSTERİMDE.

Hep söylerim… Aklı akıllıdan, bilgiyi alimden, aşkın tarifini ise gerçekten yaşayan ve bilenden alacaksınız diye… Çünkü diğerleri tıpkı bir sineğin vızıltısı gibi, boşa konuşurlar nafile…
Aşkın ise kuru laflara karnı toktur, yaşanılmak ister sadece.

Bil ki!… İçinde bir yerlerde güzel duygular uyanıyor, hele bir de şaha kalkıyorsa, işte tüm kadehler de tam o an, aşka kalkıyordur mutlaka…
Ve aşk gerçekten zuhur edip, sahne aldığında, sadece ona gelir duyulan ve duyulmayan tüm alkışlar da…

Yüreğinin çarpıntısı, tıpkı bir kuşun yorulmak bilmeyen kanat çırpışı gibi, seni yükseltir de yükseltir…
Şiir yazarsın, kaleme aşk gelir…
Şarkı söylersin, diline aşk gelir…
Boyayı resme vurursun, tuval’e yine aşk gelir…
Üstelik bu renkler, daha önce hiç görmediğin güzelliktedir…
Ve aşk, hep başroldedir.

Aşk en büyük hakikatlerden biridir…
Aidiyet ve mevcudiyet ister…
Yanında da bir dolu nitelik.
İster de ister yani…
Fakat size verdiklerinin yanında, aldıklarının hiç lafı olmaz dahi.
Hayatında bir kez bile kendini, koşulsuz, sartsız ve korkusuzca birine teslim etmeyenini gördüğümde, gerçekten çok üzülürüm, çünkü verimli toprakları, kendine çöl eylemiştir, bunu hemen görürüm.
Aşk senin olan her şeyi çekinmeden verebilmek, varlığınla birlikte her şeyini paylaşabilmek ve kendin için kırıntı dahi biriktirmemek demektir.

Yanmak için illa ateş mi gereklidir?
Ya da uçmak için kanat…
Oysa ruhun istediği sadece aşka kanaat.
Kanatsız uçuran, ateşsiz yakan, kuytularda tüm uykuları saklayan yine aşk.

Duygularını dört nala koşturamadığın yarışta, bacakların koşsa galip gelebilir mi?
Yüreğin coşmadıktan sonra, çağlayanlar coşmuş, sana coşkun gelir mi?
Peki bir mum, bir ateş gibi, titreyerek yanmadığın aşka, aşkın ta kendisi denilebilir mi?

Gün ışığında da, mum ışığında da aynı hazzı duymalısın sevgiliyle.
Onun aslı değil, sureti bile yeter yüreğine.
Peki tüm bunları hissedemediysen şayet daha önce tüm bedeninde…
Sana diri denilebilir mi?

Aşk bedenin depremidir !
Deprem, taş taş üzerinde bırakmaz iken, şiddetli bir aşk ise, bedende kibir, gurur, bilimum lüzumsuz duyguları, silkeler de atar…
İşte vücut ikliminde, böyle bir sarsıntı meydana geldiğinde, bil ki artık aşk’ı şahane gösterimde.

Eskiden şapka çıkarılırdı gerçek aşklara,
Şimdikiler ise üzerindekileri çıkarıyorlar hülâsa.
Masum mahrumiyetler vardı ama şimdi na mahremiyetler bolca.

Bence gel sen, söz’ün s’sini at, öz de bir aşk bulduğunda sakın ha ondan kaçma…Hele kendinden ve aşktan saklanacak kadar asla saçmalama… Olduğun yerde ve kişide, güvende kal…
Bedeninle, yüreğinle ve beyninle, senkronize bir şekilde, bilerek ve isteyerek, korkmadan cesurca aşka yakalan…
Zira var mı hayatta, aşktan daha güzel bir plan?

Aşkı yaşamak yürek, emek ve cesaret ister…
En önemlisi de zekâ.
Tüm bunlardan güzel bir kolaj çalışması çıkaramayıp, başarısız olanlar ise, bu yeteneksizliklerini aşkı karalayarak ve varlığını inkar ederek örtbas etmek isterler…
Bilmezler ki o kara sevdanın karası olabilir yalnızca…
Ve hiçbir kara onun kadar koyu olamayacaktır bir daha asla.

Bir rivayete göre ben de ziyadesi ile aşk’a riayet etmişim…
Hem de riayeti aşikâr eylemişim !…

Bu yazım, Sevgililer Gününü tüm ömre yayabilen, sevgili aşk hizmetlilerine gelsin sadece… Aşkın merkezinden, en derinlerden sevgilerle…

Son olarak ise değerli okuyucular…
Bazılarının istediği saraylar değil, yalnızca sevgililerinin krallığıdır.
O krallığı iyi koruyun ve her daim mutlu olun.

Filiz Aris.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*